Araştırmacı, yazar Mustafa Şen Haber7 Gündem Masası’nın konuğu oldu. Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli’ye konuşan Şen, Türkiye’nin uluslararası politikasını, Libya ve Suriye’de yaşanan olayları değerlendirdi.
TÜRKİYE’Yİ DENKLEMDEN ÇIKARIRSANIZ DENKLEM BOZULUR
-Yani Türkiye denklemin önemli bir parçası?
Mustafa Şen: Şöyle ki denklem Türkiyesiz olamıyor. Türkiye'yi dünyadaki herhangi önemli bir denklemden çektiğiniz zaman, o denklem çöküyor. Bu bölgemizde de böyle. Bölgemin adına ben Orta Doğu demiyorum. “Merkezi dünya” diyorum. Merkezi dünya ise Türkiyesiz hiç olamayacak bir denklem. O yüzden bölgenin istikrarı Türkiye’nin güçlenmesine bağlı çünkü bölgedeki aktörleri bir tür hizaya getirecek olan Türkiye’dir. O hizalama, barışta, huzurda ve kardeşlikte olması gereken bir hizalamadır. Bu da maalesef bazıları güçten anladığı için biraz da “güç” ile olacak. O yüzden Türkiye’nin hem bölgesel hem küresel gücünün artması lazım. İçerideki tüm milli ve yerli unsurların tek yürek halinde hareket etmesi ve içerideki kardeş, huzur, barış, istikrarı büyütmesi gerekiyor. Muhalefet yerine husumet üreten muhalefetimize rağmen bunu yapmak zorundayız.
-Batı’nın üzerimizdeki baskı ve kıskaç politikası devam ediyor. Baskının nedeni olarak Türkiye’nin siyasi, askeri ve ekonomi anlamında yükselmesi bağlantısını hepimiz kuruyoruz. Peki bu baskının değişmesini bekliyor musunuz?
Şen: Merkezi dünya ile ilgili söylediğim şey Batı ile de ilgili.
ONLARIN PAZAR PAYLARINI KÜÇÜLTÜYORUZ. BU YÜZDEN RAHATSIZLAR
-Bu Türkiye’yi durdurma politikası mıdır?
Durdurma değil de şu: Öldürmeyeceksin, oldurmayacaksın. İkisi arasında bırakmak. Türkiye’yi bir ağaç olarak düşünürseniz, köküne sürekli su koyacaksınız ama yukarıdan da sürekli budayacaksınız. Onların belirli bir aralıkta Türkiye planlamaları var. Fakat Türkiye taşımış olduğu tarihi genler sayesinde köküne su tepesine orak bir ülke değil. Bunu yaptırmaz, yaptırmıyor da. “Neden tepemi kesiyorsun” deyince “Köküne su koyuyorum onu niye görmüyorsun ya” diyenlere, şunu söyle: “Senin suyunu da istemiyorum tepemi de sana kestirmem.” Türkiye de bunu yapıyor şu an. Şu yaptığımız önemli üretimler, yerli otomobil mesela. İsmini de dünyanın otomobili diye değiştirmek lazım. Türkiye’nin otomobili doğru ama dünyanın otomobili olacak o. bütün bunları yaparken de “Senin bana vereceğin suya ihtiyacım yok” demiş oluyoruz. “Kendi suyumla ben sulanacağım, tepeme de dokunamazsın, elini kırarım.” Bunun anlamı şu: Bir, onların Türkiye’deki pazar paylarını küçültüyoruz. İki, dünyadaki pazar paylarını küçültüyoruz. Onların mal sattığı yere biz de mal satıyoruz, onların Türkiye’deki satışlarını oransal olarak azaltıyoruz. Yerli ve milli üretimimiz artıyor çünkü. Bunun en tipik örneği milli savunma alanındaki paydır. 20 sene önce yüzde 15-20 olan bu pay şimdi yüzde 70-75'e çıktı. 2023 itibariyle bitecek olan projelerle, yani Cumhuriyet’in 100’üncü yılını esas aldığınızda, yüzde 80’leri geçecek. Bu oranı bütün alanlarda alabilirsiniz.
TÜRKİYE ALDIĞI BUĞDAY VE SAMANI KÂR EDEREK SATIYOR
Biz böyle deyince, “Ama saman ithal ediyoruz” diyorlar ya, birileri saman ile artık ne işleri varsa takmışlar buna. Tarımsal ve hayvanlar ürünlerin bütününe bakalım: Türkiye kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydi, niye böyle oldu, neden buğday alıyoruz, diyorlar. Bir dakika arkadaş. Almıyoruz, satıyoruz. Alıyoruz doğru ama ham alıp onu ürüne dönüştürüp satıyoruz. 1 liraya alıyorsak, 5-10 liraya satıyoruz. Bu yüzden alıyoruz, kendimiz yemek için değil. Yoksa tarımsal ve hayvansal üretimimiz nüfusumuza yetiyor. Fakat ihracatımız çok arttı. 180 ülkeye biz buğday ürünleri satıyoruz. Eskiden kendimiz yiyorduk, dolayısıyla almıyorduk. Şimdi alıyoruz çünkü dışarıya birkaç katı fiyata satıyoruz. Zaten olması gereken şey bu. Artı, Türkiye bir tarım ülkesi olarak mı kalsın istiyorsunuz? Bu ne biçim akıldır? Evet kendi yerli ve milli üretimini yapsın, kendi nüfusuna yetecek olanı üretsin ama diğerini de satsın. Gayrisafi milli hasılasının yüzde 70-80'i değil, yüzde 10-15'i tarımdan gelsin. Diğeri, yüksek katma değerli teknolojik ürünlerden gelsin. Siz buna karşı çıktığınız anda, “Bu ülke tarım ülkesi olarak kalsın” demiş oluyorsunuz. Türkiye dünyayla tarım ülkesi olarak baş edemez. Avrupa ve Batı’yla, genel anlamıyla emperyalist zalim güçlerle tarım ülkesi olarak mücadele edemez. Mazlumların hakkını tarım ülkesi olarak savunamaz. Dediğim güç seviyesine tarımsal üretim yaparak değil, yüksek teknoloji ile çıkabilir.