Avrupa Parlamentosu seçimlerine aşırı sağ partilerin yükselişi damga vurdu..
Almanya, Fransa, Belçika gibi ülkelerde oy kaybı öyle yükseldi ki liderlerin koltukları sallanmaya başladı..

Fransa'da aşırı sağ Ulusal Birlik Partisi lideri Marine Le Pen'in seçimlerde kaydettiği başarı, üstüne bir de Macron'un partisine 2 kat fark atması Fransız Cumhurbaşkanını harekete geçirdi.
Macron, ülkenin erken seçime gideceğini duyurdu.

Erken seçim kararı ülkede sürprizle karşılandı..
Fakat bu karar aynı zamanda Cumhurbaşkanı Macron için de büyük risk içeriyor.

Çünkü sandıktan bir kez daha aşırı sağın zaferle çıkması Cumhurbaşkanı koltuğunda bulunan Macron'un meşruiyetinin sorgulanması anlamına geliyor.
Yani şu an Cumhurbaşkanlık görevini 2027 yılına kadar sürdürmesi beklenen Macron'un, meşruiyeti sorgulanabilir..

Aynı Macron, Avrupa Birliği'nin liderliğine oynuyordu halbuki..
Rusya'nın en önemli düşman olduğuna halkını inandırmaya çalışmıştı..
Yaşanan tüm ekonomik sıkıntıları, enflasyonu Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşa bağlamıştı.

Fransız halkı, hem savaş nedeniyle kriz yaşarken hem de savaşın devamına yönelik söylemleri satın almadı..
Macron'un son dönemde "Ukrayna'ya asker gönderelim" tarzı savaşı körükleyen çıkışları, seçmende olumsuz yankı buldu..
Ukrayna'da savaşın devamından yana olan Fransa Cumhurbaşkanı yerine, savaş konusunda daha barışa yakın gözüken aşırı sağ temsilcileri tercih edildi.. 

Benzer bir durum Almanya için de geçerli..
Başbakan Olaf Şolz'un partisi 3. sırada..
2. Sırada ise aşırı sağcı AFD partisi var..

Ukrayna-Rusya savaşının olumsuz etkilerini en çok yaşayan ülkelerden biri Almanya.
Kütük kesip ısınmak zorunda olduğu süreçler hala akıllarımızda..
Enerjide bağımlılığın cezasını ağır çeken bir Alman hükümetiyle karşı karşıyayız.

Öyle ki Neo Nazi söylemleri ile tepki toplayan, faşist, islamofobik bir çizgide bulunan AFD yani (Almanya için Alternatif) partisi 16-24 yaş arası gençlerden hayli destek almış durumda..
Seçmen haritasına bakıldığında sanki Almanya'nın yeniden doğu-batı şeklinde bölündüğü ve doğu almayanın AFD destekçisi olduğunu görüyoruz.

Seçmen eğiliminin bu yönde güçlenmesi, Olaf Şolz'un başbakanlığının tartışılmasına sebebiyet verebilir.
Yani yeni bir seçim atmosferinin oluşması pek uzak bir ihtimal değil Almanya için..
Bir de Nazi döneminin vefa borcunu Gazze'deki soykırıma rağmen ödemeye devam eden Almanya için yeni bir faşist parti, tüm Avrupa'da endişeyle takip edilmekte artık..

Seçimlerden ağır yaralan bir diğer ülke ise Belçika..
Başbakan Alexander De Croo'nun yaşadığı oy kaybı başbakanın istifasını beraberinde getirdi.
Yeni yönetim gelene kadar De Croo başbakanlık koltuğunda bulunmayı sürdürecek..

İspanya, Hollanda ve Avusturya da sağın yükselişte olduğu ülkelerden..
Keza İtalya zaten aşırı sağ temsilcisi Georgio Meloni'nin kurduğu hükümet tarafından yönetiliyor.

Görüldüğü üzere Avrupa'nın birçok ülkesinde sağ eğilimli isimler ya yönetimde ya da yönetimi ele geçirmek üzere.
Peki bu ne anlama geliyor?

Öncelikle yaşananlar Avrupa'nın küresel aktör olma iddiasını baltalamakta.
Çünkü Avrupa ülkeleri arasında ciddi siyasi farklar ve fikir ayrılıkları oluşmuş durumda..
Sağ yönetimler karar alma sürecini yavaşlatarak AB'nin yapısını ve işlevselliğini muhtemelen olumsuz etkileyecek..

İnsan hakları naraları atan Avrupalılar için değişmeye başlayan bir diğer husus da sözde savunulan değerler olabilir.
Demokrasi, İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü gibi kavramların aşırı sağ partiler tarafından yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bir gerçek..
Çünkü en basit örneği bu tip siyasi oluşumlar İslama ve müslümanlara karşı.
Camilere, imamlara hatta islam adabı üzerine giyinen kadınların özgürlüğüne yasaklar getiriyorlar.

Aşırı sağın yükselmesiyle daha da büyüyeceği muhtemel bir başka sorun ise göçmen krizi.
Avrupalılar için öncelikli tehdit Afrika ve Arap asıllı mülteciler..
Avrupa'da neredeyse 60 yıldır yaşayan ve Avrupalılaşmayı başaran Türklere karşı nasıl bir tutum gelişeceğini ise süreç gösterecek.

Türkiye ile ilişkilere gelirsek..
AB'ye üyelik müzakerelerinin canlanacağı bir döneme girileceğini düşünmek oldukça iyimser bir bakış açısının eseri olacaktır..
Çünkü Avrupa Parlamentosu içerisinde Türkiye'nin birliğe üyeliğine dair olumlu görüşte olan vekil sayısında azalma yaşanacak.

Türkiye ne olursa olsun AB için vazgeçilemez bir partner konumunda..
AB her ne kadar Türkiye'yi uzak tutmak istese de Türkiye'nin kendisine komple sırtını dönmemesi için tavizler verecektir.
Çünkü Türkiye'nin AB'den çok AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı var.
Özellikle de enerji konusunda..

ABD'deki Başkanlık yarışında kasım ayında olası bir Trump zaferi, Avrupa'da Rusya'ya karşı hissedilen endişeyi daha da arttıracaktır.
Trump gibi bir ismin Avrupa üzerindeki ABD güvenini geri çekmesi ve Avrupa kıtasını kaderiyle başbaşa bırakma ihtimali, ülkelerin ciddi bir arayışa girmesine sebep olacak gibi gözüküyor.

Rusya'ya ambargo uygulayan Avrupa ülkeleri için Türkiye'nin önemi burada öne çıkıyor.
Türkiye, hem Rus gazının Avrupa'ya ulaştırılmasında hem de Zengezur koridoru gibi alternatif rotalardan Türk Coğrafyasındaki enerji kaynaklarını Rusya'ya alternatif olarak sunma noktasında önemli bir seçenek.
Bu durum, Avrupa'da yaşanacak çaresizliğin ulaşacağı boyutlara bağlı olarak önümüzdeki süreçte çok daha yüksek sesle dillendirilebilir.

Yorumlar 4 Yorum Var
  • mis 13.06.2024 12:56
    Bizde de durum farksız dinsizler çoğalıyor
  • 313 1453 13.06.2024 12:43
    Kâfirlere gelince, onlara dünyada da ahirette de çetin bir azapla azap edeceğim. Onların yardımcıları da olmayacak.” (3/Âl-i İmran 56) de ki: “Yenileceksiniz ve cehenneme sürükleneceksiniz. Orası ne kötü bir yataktır.”(3/Âl-i İmran 12)
  • MERSİNLİ 13.06.2024 12:34
    Bu Avrupalılar içlerine Demokrasiyi sindirememişler Hala Faşizm- Kominizm peşinde koşuyorlar Dönüp bir de bize laf ediyorlar. Dönüp bizden Demokrasiyi öğrensinler. CHP demokrasiyi Avrupa ile bağdaştırmasın. DEMOKRASİ BİZDE
  • Yusuf 13.06.2024 12:00
    Ne aşırı sağı Allah aşkına ya ? Aşırı sağcı dediğiniz partileri biraz daha iyi analiz edin. Avrupa’da şu an savaşa karşı olan sadece işte bu aşırı sağcı dedikleriniz. DSÖ’nün dayatmalarına, LGBT’ye karşı çıkanlar sadece bu partiler. Diğerlerinin hepsi küresel projelere hizmet ediyor. Milyonlarca mülteci ve kaçağı da almak istememeleri gayet normal
'de daha fazlasını keşfet
Fragmanlar Dünya Sağlık Spor Yemek