Gazze’de yaşananları dünyaya duyurmak için canını ortaya koyan gazeteci Hüsam Shabat’ın son sözleri soykırımı gözler önüne seriyor. Kaldırımlarda uyuyan, açlığa direnen, ölümle burun buruna haber yapan Hüsam’ın veda mektubu yürek burkuyor.
İsrail ordusu, uluslararası sözleşmelere göre dokunulmazlığı olan basın mensuplarını sık sık hedef alıyor. Gazze’de görev yapan gazeteciler soykırımın ilk şahitleri olurken, hayatlarını da büyük risk altında sürdürüyor.
Savaşın ortasında çalışan gazeteciler, enkaz haline gelen binaların yanına ilk giden, gözyaşı döken ailelerin feryatlarını ilk duyan ve hayatını kaybeden masumların cansız bedenlerini ilk gören kişiler arasında yer alıyor. Filistin’in Gazze Şeridi’nde görev yapan basın mensupları ise yalnızca hayatlarıyla değil, şehadetleriyle de insanlığa derin mesajlar veriyor.
Al Jazeera adına gazetecilik yapan 23 yaşındaki Hüsam Shabat, İsrail’in saldırılarında hayatını kaybeden basın mensuplarından biri oldu. Shabat’ın, Gazze’de yaşananları dünyaya duyurmak için kaleme aldığı mektup, hayatını kaybeden bütün gazetecilerin sesi haline geldi.
[Şehit Hüsam Shabat] Şehit Hüsam Shabat
Milat gazetesi yazarı Hamza Er’in bugünkü köşe yazısında yer verdiği mektup, Hüsam Shabat’ın şahitliğinde Gazze’nin içinde bulunduğu zorluklar ve hakikatin peşinde koşmanın nasıl fedakarlık gerektirdiğini yansıtıyor.
‘AÇLIĞA KATLANDIM HALKIMIN YANINDAN AYRILMADIM’
Ölümün şuurunda gazetecilik yapan Filistinli Hüsam Shabat’ın hazin dolu satırlarla kaleme aldığı mektubunda şu ifadeler yer alıyor:
“Eğer bu mektubu okuyorsanız, büyük ihtimalle İsrail işgal güçleri tarafından hedef alınarak öldürüldüğüm anlamına geliyor. Gazze’ye yönelik saldırılar başladığında ben sadece 21 yaşında, herkes gibi hayalleri olan bir üniversite öğrencisiydim. Son 18 ay boyunca hayatımın her anını halkıma adadım. Kuzey Gazze’de yaşanan dehşeti dakika dakika belgeledim; düşmanın örtmeye çalıştığı gerçekleri dünyaya göstermek için kararlıydım. Geceleri kaldırımlarda, okullarda ve çadırlarda uyudum. Her günüm, hayatta kalmak için sürdürmek zorunda olduğum bir mücadeleydi. Aylarca açlığa katlandım; ama halkımın yanından hiç ayrılmadım.
BU UĞURDA ÖLMEK EN BÜYÜK ŞEREF
Yemin ederim ki, bir gazeteci olarak görevimi yerine getirdim. Gerçeği bildirmek için her şeyi riske attım. İstirahatin ne olduğunu son 18 aydır hiç bilmedim. Ama şimdi artık dinlenmeye geçiyorum. Bütün bunları, Filistin davasına inandığım için yaptım. Bu toprağın bize ait olduğuna yürekten inanıyorum. Onu savunurken, halkıma hizmet ederken ölmek benim için en büyük şeref oldu.”