İşgalci İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta İran'a yönelik başlattığı ve İran'da 1332 kişinin hayatını kaybettiği askeri saldırıların ardından bölgede yükselen tansiyonda, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) en çok hedef olan ülke oldu. İran'ın BAE'yi 16 balistik füze ve 1305 insansız hava aracı (İHA) ile hedef almasının yankıları sürerken, Dubai Kamu Politikası Araştırma Merkezi (B'huth) Genel Direktörü Muhammed Baharoon yaşanan sürece ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
"İLK DOMİNO TAŞININ DEVRİLMESİNE İHTİYAÇLARI VARDI"
İran ile iyi ilişkilere sahip olmalarına rağmen hedef alınmalarının analistler için büyük bir soru işareti olduğunu belirten Baharoon, "Savaşa karşı çıkan, arabuluculuk yapmaya çalışan ve sürekli olarak 'Bu savaşın bir parçası olmak istemiyoruz' diyen bir ülkenin neden hedef alındığını anlamak gerçekten zor." dedi.
Saldırıların arkasındaki stratejik hedeflere dikkat çeken Baharoon, "BAE ve Dubai'nin bir domino etkisindeki ilk taş olması öngörülüyordu. Burası en kolay, en camlarla kaplı ve en gösterişli şehirdi. Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin savaşı durdurmak için tüm güçlerini ve diplomasilerini kullanacakları bir domino etkisini başlatmak amacıyla burayı lekelemek istediler. Bu savaşın durdurulması için o ilk taşın devrilmesine ihtiyaçları vardı ancak bu gerçekleşmedi." diye konuştu.
"IŞILTILI ŞEHİRLERİ GÖRÜYORLAR"
BAE'nin hava savunma sistemleri ve ülkenin direncine yönelik eleştirilere yanıt veren Baharoon, dışarıdan bakanların ülkenin gerçek kapasitesini yanlış yorumladığını ifade etti.
Konuşmasında BAE'nin kriz yönetimindeki başarısına vurgu yapan Baharoon, şunları kaydetti: "Dışarıdan bakanlar sadece ışıltılı şehirleri, kuleleri ve lüks arabaları görüyor. Bu durum, kendini savunma yeteneğine ve kararlılığına sahip bir ülke imajı çizmeyebilir. Görünüşe bakarsanız bu doğaldır. Ancak BAE dünya çapında birçok muharebeye katıldı. Muharebe tecrübesinden ziyade, BAE'nin konumunu çok hızlı bir şekilde yeniden kazanmasını sağlayan şey planlamadır. 2008 krizinden ve 2020'deki Kovid salgınından sonra toparlanan ilk ülke bizdik. BAE halkının ve liderliğinin sahip olduğu kararlılık türü budur."
KÖRFEZ ÜLKELERİ NEDEN ABD'YE GÜVENDİ?
"Körfez ülkeleri neden en başta ABD'ye güvendi? Tüm dünya önceden uyarılmıştı, donanma Körfez bölgesine gönderilmişti, Trump sürekli bunun olacağını sinyalini veriyordu. ABD'nin bu bölgedeki ülkelere tarafsız olma izni vermeyeceği açık değil miydi?" sorusuna Baharoon şu cevabu verdi:
Savaş kararı, GCC ülkelerinin aldığı bir karar değildi. Biz bir birikim gördük. İranlılarla çok aktif bir şekilde görüştük, bu durum için erken bir çözüm aradık. Ne olacağını biliyorduk ama bu, sizin bunun bir parçası olduğunuz anlamına gelmez. ABD'ye duyulan güven, sadece savaşla ilgili değil. ABD ile 50 yılı aşkın süredir devam eden bir ilişkimiz var. Bu yeni bir şey değil. Bence şu anki rolümüz, bu savaşın bir parçası olup olmayacağımızı söylemek değil. Şu anki rolümüz geleceğe bakmak ve bu durumdan nasıl çıkabileceğimizi görmek. BAE tarzında, büyük felaketlerin ortasında bile fırsatlar arıyoruz. Şimdi ortaya çıkabilecek yeni fırsatlar neler? Bu durumdan çıkabilecek herhangi bir çözüm, İran ve İran halkı için gerçek bir fayda sağlamıyorsa başarılı olamaz. Bu, İran'ın yenilgisi, teslimiyeti veya aşağılanması olamaz. Çünkü belirttiğiniz gibi, İran'da 100 milyon insan var ve bunlar göz ardı edilemez. Onların kendi ajandaları, kendi hedefleri var. Bizim ihtiyacımız olan, bizim hedeflerimizle onların hedeflerinin uyumlu olmasıdır.