ABD, İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan çatışmalar Orta Doğu’daki gerilimi hızla tırmandırırken, İran’ın bölgedeki ABD üslerini hedef alan saldırıları dikkat çekti. İran, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve Suudi Arabistan’daki Amerikan askeri noktalarına yönelik saldırılar gerçekleştirirken; Ürdün, Umman, Irak, Suriye ve Türkiye’ye yönelik üç girişim ise başarısız oldu. Bu hamleler, Washington’un müttefiklerini koruma kapasitesine yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Uzmanlara göre çatışmanın arka planında yalnızca nükleer gerilim değil, küresel ekonomik rekabet de bulunuyor. ABD’nin uzun yıllar küresel finans sisteminde üstünlük sağlamasına yardımcı olan “petrodolar” düzeni, petrol ticaretinin dolar üzerinden yapılmasına dayanıyordu. 1970’li yıllarda ABD ile Suudi Arabistan arasında kurulan bu sistem, petrol gelirlerinin dolar cinsinden tutulmasını sağladı ve doların küresel rezerv para konumunu güçlendirdi.
Ancak son yıllarda Körfez ülkelerinin Çin ile enerji ticaretinde farklı para birimlerine yönelmesi dengeleri değiştirmeye başladı. İran’ın petrol satışlarında Çin yuanını kullanması, Suudi Arabistan’ın Çin’le swap anlaşmaları yapması ve bazı Körfez ülkelerinin BRICS’e katılması, küresel enerji ticaretinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Bölgedeki çatışmaların da bu ekonomik rekabet ve güç mücadelesinin gölgesinde şekillendiği yorumları yapılıyor.