Kritik minerallere yönelik küresel talebin artması, derin deniz madenciliğine yönelik ilgiyi artırırken, enerji dönüşümünün ihtiyaçları ile okyanus ekosistemlerinin korunması arasındaki dengeye ilişkin tartışmalar yeniden gündeme taşındı.
Derin deniz madenciliği deniz seviyesinin yaklaşık 400 metre ile 6,5 kilometre altındaki okyanus tabanında bulunan mineral yataklarının çıkarılmasını kapsıyor.
Faaliyetler ağırlıklı olarak nikel, kobalt, bakır ve manganez içeren polimetalik nodüller, kobalt bakımından zengin kabuklar ve bakır, çinko, gümüş ile altın barındıran polimetalik sülfit yataklarına odaklanıyor.
KÜRESEL YARIŞ VE ÇEVRECİLERİN İTİRAZI
Ticari ölçekte derin deniz madenciliği henüz başlamamış olsa da birçok ülke son yıllarda bu alandaki düzenleme çalışmalarını yoğunlaştırıyor.
Bu kapsamda ABD kritik mineral arz güvenliğini güçlendirmek amacıyla izin süreçlerini hızlandırırken, derin deniz tabanındaki kritik mineral bakımından zengin polimetalik nodüllerin çıkarılmasını hedefleyen The Metals Company (TMC) de ticari üretime yönelik düzenleyici süreçlerde ilerleme sağladı.
Buna karşın, uluslararası sulardaki madencilik faaliyetlerini düzenleyecek kurallar üzerinde yürütülen müzakereler henüz sonuçlanmazken, çok sayıda ülke ve çevre örgütü çevresel etkiler konusundaki belirsizlikler nedeniyle faaliyetlere ara verilmesini öngören moratoryum çağrılarını sürdürüyor.
Bilim insanları ise derin deniz madenciliğinin habitat kaybı, biyolojik çeşitliliğin azalması ve deniz ekosistemlerinde uzun süreli etkiler yaratabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca faaliyetlerin okyanusların iklim değişikliğini yavaşlatmada önemli rol oynayan karbon depolama kapasitesi üzerindeki olası etkileri de henüz tam olarak bilinmiyor.