Türkiye, ev sahipliği yaptığı tarihi NATO Zirvesi ile askeri, teknolojik ve diplomatik gücünü tüm dünyaya bir kez daha ilan ediyor. Yıllar önce çıkarma gemisi dahi bulunmayan bir ülkeden, bugün NATO'nun en güçlü ikinci ordusuna ve dünyanın en büyük 11. silah ihracatçısına dönüşen Türkiye, son Türk devletinin aklı ile küresel satranç tahtasında hamleleri belirleyen ana aktör konumuna yükseldi.
1969'DAN 2026'YA ASKERİ DEVRİMİN ÖYKÜSÜ
1969 yılında ABD Başkanı Richard Nixon tarafından ilan edilen Nixon Doktrini döneminde, bölgesel güç olarak Şah'ın İran'ı ve Suudi Arabistan ile çalışmayı seçtiği günlerde Türkiye'nin askeri imkanları oldukça kısıtlıydı. O dönemde sadece 150 adet çalışır durumda paraşüte sahip olan ve çıkarma gemisi dahi bulunmayan Türk ordusu, bugün bambaşka bir çehreye büründü. 2026 yılına gelindiğinde Türkiye, NATO bünyesindeki en güçlü ikinci askeri kuvvet haline gelirken, savunma sanayisinde gerçekleştirdiği yerli ve milli atılımlarla küresel silah ihracatında dünya 11.'si sırasına yerleşti. Türk Silahlı Kuvvetleri, bugün dünyanın dört bir yanında barışı koruma ve stratejik operasyon görevlerini başarıyla icra ediyor.
GÖKVATAN'DA YERLİ TEKNOLOJİ HAMLESİ
Türkiye'nin hava sahasını koruma konusundaki kararlılığı, milli muharip uçak KAAN envantere girene kadar geçecek süreci de titizlikle planlayan bir devlet aklının ürünü olarak öne çıkıyor. Gökvatan'ın güvenliğinde herhangi bir zafiyet yaşanmaması adına 40 adet F-35, 40 adet Eurofighter ve 40 adet F-16 Block 70 uçaklarını hava filosuna katmayı hedefliyor. Hindistan'ın S-400 alımına rağmen yaptırımlardan muaf tutulması örneğinde olduğu gibi, Türkiye de kendi hava sahasını koruyacak yerli teknolojileri geliştirme yolunda tarihi dönemeçleri birer birer geride bıraktı.
DİPLOMASİDE ZAFER: HALKBANK VE CAATSA ENGELLERİ AŞILIYOR
Yıllarca Türkiye'ye karşı birer tehdit unsuru olarak masada tutulan engeller, kararlı duruş sayesinde birer birer ortadan kalkıyor. Türkiye’nin yıllar içerisinde elde ettiği başarıları köşesine taşıyan Milliyet yazarı Özay Şendir analizinde, Suriye’deki başarılarımızdan Halkbank davasına kadar süreci kaleme aldı. Suriye sahasında üç yıl önce hayal dahi edilemeyen stratejik bir üstünlük elde edilirken, uzun süredir baskı aracı olarak kullanılan Halkbank davası tamamen düştü. Bununla birlikte, ABD'nin uyguladığı CAATSA yaptırımlarının da kaldırılma sürecine girilmesi, Türk diplomasisinin elde ettiği en somut kazanımlardan biri olarak kayıtlara geçiyor. Atılan bu adımlar, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi tavizlerle değil, ilmik ilmik işlenen bağımsız bir dış politikanın sonucu olarak gerçekleşiyor.
NIXON DOKTRİNİ 2.0 VE BÖLGESEL GÜÇ TÜRKİYE
ABD'nin kendi sınırlarına çekilme ve küresel jandarmalık rolünü azaltma iştahı, Washington'ı yeniden bölgesel güçlerle çalışma stratejisine yöneltti. Trump yönetiminin vaat ettiği yeni dünya düzeni, 1969'daki Nixon Doktrini ile büyük benzerlikler taşıyor. Ancak bu kez bölgedeki en güvenilir ve güçlü aktör olarak Türkiye öne çıkıyor. ABD'nin bölgesel ortak arayışında Türkiye'nin vazgeçilmez bir güç haline gelmesi, küresel dengeleri tamamen değiştiriyor. Aynı devlet aklı, küresel ittifaklar yerine bölgesel iş birliklerine odaklanırken, sınır içindeki terör unsurlarını tasfiye ederek toplumsal aidiyeti ve birliği en üst seviyeye çıkarıyor.
İSRAİL’İN HAZIMSIZLIĞI: SİSTEMATİK YALANA BAŞVURMA HASTALIĞI
Türkiye 1967 sınırlarını referans alarak başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devleti kurulması yönünde çağrıda bulunurken, Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımlara sürekli kılıf bulan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, “Türkiye İsrail’i ortadan kaldırmak istiyor” iddialarıyla siyasi ahlaksızlıklarına seviye atlattılar.