Gecesini gündüze katarak, üç çeyrek asrı aşkın süre boyunca Kur'an-ı Kerim'e hizmet etmeye çalışan, Anadolu'yu karış karış gezerek konferanslar veren Yazar Kemal Kelleci bugün son yolculuğuna uğurlandı.
Anadolu'nun Kur'an dervişi" ve 'Anadolu'ya tefsir taşıyan adam' olarak tanınan yazar ve fikir adamı Kemal Kelleci Hakk'ın rahmetine kavuştu. Kelleci yaşlılığa bağlı olarak bir süredir hastanede tedavi görüyordu.
Kelleci'nin cenazesi bugün öğlen namazına müteakip Hacı Bayram Veli Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı'na defnedildi.
Cenaze namazını Ankara Müftüsü Dr. Hasan Çınar kıldırdı. Eski Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da öğrencisi olduğu Kemal Kelleci'yi son yolculuğuna uğurlayanlar arasındaydı. Cenaze namazına edebiyat ve siyaset dünyasından da birçok isim katıldı.
KENDİNİ KUR'AN'A HİZMET 'UZUN MESAFE KOŞUCUSU'
Kemal Kelleci, 26 Mayıs 1934'te Isparta'nın Yalvaç ilçesine bağlı Dedecam köyünde doğdu.
1970'li yıllardan itibaren çeşitli grupların sohbetlerine katılarak Kur'an tefsiri dersleri aldı ve öğrendiklerini sonraki yıllarda öğrencilere, halktan kişilere aktarmak için olağanüstü bir çaba gösterdi.
13 yaşındayken yaşamaya başladığı Ankara'da neredeyse 6 neslin gelip geçişine şahit oldu. İlk gençlik yıllarında Osman Turan, Recep Doksat gibi isimlerle beraber Türk Ocakları'nda çalıştı. Konyalı felsefeci Hamdi Ragıp Atademir, Nurettin Topçu, Mustafa Yazgan, Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi düşünce adamlarının konferans vermesine öncülük etti. Kelleci, bir konuşmasında fikirlerini ve aksiyonunu şöyle özetlemişti:
“Bizim zamanımızda 32 farz, namaz hocası gibi kitaplar vardı. Biz 54 farzı bile bilmezdik. Konyalı Mehmed Vehbi Efendi’nin, Elmalılı Hamdi Yazır beyin tefsirlerinin dili de ağırdı, logaritma gibi kitaplardı bunlar. Bu açıdan Bekir Karlığa’nın çevirdiği Fizilalil Kur’an’ın Türkiye’de İslami bilginin ve bilincin gelişmesine katkıları büyük oldu. Hatice Babacan olayının ilk elden şahidiyim. Haşim Çağatay, Babacan’ın başörtüsünü çıkarmasını istemiş. Ben Fikir ve Aksiyon Birliği’nin temsilcisi olarak olaya müdahale ettim. Ben alim falan değilim ama Ankara Palas’ta 1975 yılında Kur’an anlaşılır diye tebliğe başladım. Ben uzun maraton koşucusuyum. Sezai beyler, Necip Fazıl üstad, Mustafa Yazgan gibi isimlerin o çalışmaları olmasaydı bugün Türkiye’de bu güzel neticeler hasıl olmazdı.”
AYAK BASMADIĞI İL KALMADI
Yerine göre o yüzyıla yakın zamanı taşıyan omuzlarında kitap taşımış, yoksul öğrenci evlerine erzak taşımış, yerine göre kömür torbası taşımış, bunu, reklamını yapmadan, işiymiş, göreviymiş, dahası gündelik meşgalesiymiş gibi bir doğallıkla yapmışsa,
Okuyun kardeşlerim, köklere dönün kardeşlerim, Allah bize ne diyor öğrenin kardeşlerim diyerek, Türkiye’de ayak basmadığı il, ilçe, kasaba bırakmamışsa,
Döneminin âlimlerinin, bilge kişilerinin, sayısı bir elin parmağını geçmeyen yıldız izcilerinin eteklerini, onlar aramızdan ayrılsa bile bir an olsun bırakmamışsa,
Yeşeren her yerli derginin, her teşkilatın, yapılan her eylemin, her organizasyonun bir kenarından tutmuş, hadimi olmuş, yerine göre hamisi olmuş, teşvik etmiş, tenkit etmiş, her halükarda tekemmül etmesi için aklının en çetin yamaçlarını bile terletmişse,
Cebinde bırakın kitap dergi almayı, çay içecek, simit alacak parası olmayan yoksul ve yetenekli talebelere sağdan soldan burs bulmuş, onların talebelik hayatını, sonrasında iş hayatını tanımsız bir gözetmen gibi izlemiş, ayakları aksadığında, kaydığında, düştüklerinde ben senin için zamanında bunları yapmıştım demeden, hissettirmeden yine yanlarında olmuşsa,
Ömrü boyunca evinde sabahtan akşama bir gündüz geçirmemişse,
Patavatsızlığa, suiistimale, aymazlığa, hiçe saymaya, görmezden gelmeye tolerans göstermenin nezaketi kirletmek olacağını düşünerek nazik olunması gereken yerde nazik, ağız payı verilmesi gereken yerde yerli yerince “kaba” olmuş, hakikati nezakete hapsetmemişse,
Bu ve buna benzer onlarca hususiyeti, hamallığı yüksünmeden kişilik haline getirmiş, yorulduğunda kendini de sırtına alıp taşımışsa,
O adam Kemal Kelleci’dir.