Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Şam ziyareti sırasında aralarında Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni ve Haber 7 Yazarı Mehmet Acet'in de bulunduğu Türk gazetecilerle bir araya geldi.

Bakan Fidan gazetecilerle buluşmasında gündeme ilişkin birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Bakan Fidan'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;

Bölgemizde son derece kritik gelişmeler yaşanıyor. Bu süreçte Suriye ile olan temaslarımızı artırıyoruz. 

Buraya iki günlük bir ziyaret yapmak istedik. Görüşülecek çok konumuz var. Şam'da konaklamış olmamız Suriye'de hayatın normalleşmeye başladığının da bir göstergesidir. Cumhurbaşkanı Şara ile yaklaşık iki saat süren bir görüşme yaptık. Tüm konuları ele aldık.

"SURİYE'Yİ İSTİKRARSIZLIĞA SÜRÜKLEME POTANSİYELİ EN YÜKSEK TEHDİT İSRAİL'DİR"

Şu anda Suriye'yi istikrarsızlığa sürükleme potansiyeli en yüksek olan tehdit İsrail'dir. Suriye’yle ilgili diğer konular çok şükür iki senedir iyi bir yönde seyrediyor.

Suriye’yi yaptırım listesinden çıkardılar, ekonomik yatırımların önünde bir engel yok. Terörizm listesinden çıkmaları da son derece önemliydi. 

"İSRAİL KOMŞU ÜLKELERİN GÜÇLÜ VE İSTİKRARLI OLMASINDAN HOŞLANMIYOR"

Suriye'nin zamana ihtiyacı var. İstikrarın olduğu bir ortamda biraz da iyi yönetişim olursa, potansiyelleri yüksek. Ama İsrail komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasından pek hoşlanmıyor. Bunu kendisine tehdit olarak görüyor. Bu tehdidin tanımından dolayı da buralara yönelik istikrarsızlaştırıcı eylemlerde bulunuyor. 

Halbuki Suriye bölgesinde barış içinde yaşamak istiyor. Bu yaklaşımı İsrail bir noktada ya tanıyacak, bölgesiyle barış içerisinde yaşamayı kabul edecek, ya da bu saldırgan politikalarını sürdürecek ve uluslararası toplum içinde daha da yalnızlaşacak. 

Netanyahu çevrelerindeki bütün ülkeleri tehdit olarak görüyor. İsrail, o ülkelerin zayıflığından kendi güçlülüğünü üreten bir ülke. 

SURİYE'DE ENTEGRASYON SÜRECİ

Birinci öncelik SDG’nin tehdit olmaktan çıkması, yani bir düşman unsur olmaması. Şu anda prensipte duyurulan unsurlar olumlu mesajlar içeriyor, sürecin pratikte nasıl ilerlediğini yakından takip ediyoruz.

Uygulamanın kamuoyuna duyurulan mesajlarla uyumlu olmasını bekliyoruz.  

SURİYE'NİN GELDİĞİ NOKTA VE TÜRKİYE 

Geldiğimiz noktayı tabii ki ilerletebiliriz. Mevcut tehditleri ve gidilmesi gereken yolu biliyoruz. Devam eden bir yol var. Bu başarı yolunu yürümeye devam etmeliyiz. 8 Aralık'ta rejim devrildikten sonra her şeyin daha yeni başladığını söylemiştim. 

Gelinen noktada taktik ve stratejik açılardan güzel şeyler oluyor. Terör meselesi başta olmak üzere, 40 - 50 yıldır ayağımıza pranga olan pek çok sorun esasen Suriye ve Irak kaynaklıydı.   

AK Parti'nin iktidara gelmesiyle, Cumhurbaşkanımızın koyduğu iradeyle ve vizyonla, hem kendi ülkemizdeki siyasi, ekonomik meseleleri çözdük hem de dış gelişmelere yönelik stratejik kültürü, güvenlik kültürünü yeniden inşa ettik. Bugünün ihtiyaçlarına yanıt veren bir güvenlik paradigması oluşturduk.

Komşu ülkelerden kaynak sorunlarımızı usulüyle çözmeyi başardık. Ancak bu konuda ödevimiz bitmiş değil. Çalışmaya, çaba harcamaya devam edeceğiz.

BÖLGE ÜLKELERİNİN İSRAİL'E KARŞI TUTUMU VE MEKKE İTTİFAKI

Bölge ülkeleri olarak özellikle Gazze meselesinde ortaya koyduğumuz ortak çaba önemli bir netice üretti. İş birliği ve dayanışma içerisinde gelişmeleri çok profesyonel bir şekilde analiz ettik. Oradaki iş birliğimizi Suriye'de de kullandık.

Şimdi İran-ABD savaşında da bu iş birliğimizi kullanıyoruz ve giderek daha da kurumsallaştırıyoruz. İsrail'in bölgedeki istikrarsızlaştırıcı rolü karşısında iş birliğine ve barışçı diplomasiye dayalı bir çaba içerisindeyiz. İnşallah, bölgede bu attığımız tohum filizlenir, baş verir. Bu yapıcı anlayış büyürse, daha büyük bir istikrar havzası ortaya çıkacak. Tabii, başta İsrail olmak üzere, bölgede istikrarsızlık isteyen aktörlerin gözünden de yapılabilecek başka operasyonlar var.

"YA BERABER ÇALIŞACAĞIZ YA DA..."

Onlar da boş durmayacaklar, onlar da faaliyete geçecekler.  Ama bölgedeki ülkeler, istikrarın olabileceğini, beraber çalışırsak bir şeyler yapılabileceğini ve beraber çalışmak dışında da bir seçeneğin olmadığını görüyorlar. Ya beraber çalışıp sorunları çözeceğiz ya da önceki usulde olduğu gibi hegemona veya hegemonun buradaki mümessiline gidip “bana dokunma, nereyi yakarsan yak” diyeceğiz. 

Ama yakılan her yer gelip seni de yakıyor. Örneğin Ürdün, Irak'ta olan bütün olaylardan etkileniyor, Suriye'de olan bütün olaylardan etkileniyor. Bir kaçış yok. Dolayısıyla herkesin bu çok yoğun yeni dönemde bir iş birliği arayışı var.  

Cumhurbaşkanımızın bu noktada vizyon ortaya koyması, liderlik ortaya koyması, ilişkilerini kullanarak aktörleri bir yere getirmesi, daha önce görülmemiş bir husus olduğu için insanlar da açıkçası güveniyorlar bu sürece.  

Yorumlar 0 Yorum Var
'de daha fazlasını keşfet
Fragmanlar Dünya Sağlık Spor Yemek