Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, küresel ekonomide son 20-30 yılda yaşanan entegrasyonun önemli kazanımlar sağladığını ancak ekonomik ilişkilerin giderek jeopolitik rekabet unsuru haline gelmesiyle küreselleşmenin derinleşmesinin artık garanti olarak görülemeyeceğini söyledi.
Karahan, Budapeşte'de yaptığı sunumda, küreselleşmenin yoğunlaşmasıyla entegrasyonun arttığını, maliyetlerin azaldığını ve tüketicilerin seçeneklerinin çoğaldığını belirterek, bu sürecin küresel ekonomi üzerinde güçlü bir dezenflasyonist etki oluşturduğunu ifade etti.
Son dönemde hükümetler ve şirketlerin yalnızca üretimin nerede daha verimli yapılabileceğine değil, nerede daha güvenli gerçekleştirilebileceğine de baktığını belirten Karahan, ülkelerin karşılıklı bağımlılıklarının kırılganlıklar yarattığını ve jeoekonomik yaklaşımın da bu ortamda öne çıktığını kaydetti.
Kritik deniz rotaları, enerji kaynakları ve finansal ödeme altyapısına erişimin ekonomik kararlar açısından öneminin arttığına dikkati çeken Karahan, üretim kararlarının ekonomik değer yaratmanın yanı sıra stratejik kaldıraç etkisi de dikkate alınarak şekillendiğini söyledi.
"ŞOKLAR DAHA UZUN SOLUKLU YAŞANABİLİR"
Karahan, kritik girdilere erişimde yaşanan belirsizliklerin kaynak ve üretim yerlerinin değiştirilmesine yol açtığını, dayanıklılığın artırılmasının ise çeşitlilik ve stratejik bağımsızlık nedeniyle verimlilikten ödün verilmesini gerektirebildiğini ifade etti.
Merkez bankalarının doğal afetler, pandemi, tarımsal sorunlar ve petrol üretimindeki değişiklikler gibi arz şoklarına aşina olduğunu belirten Karahan, bu tür şokların genellikle geçici olması ve arz tarafının toparlanmasıyla fiyatların yeniden dengelenmesinin beklendiğini söyledi.
Ancak stratejik rekabetten kaynaklanan ekonomik şokların daha uzun süre devam edebileceğine işaret eden Karahan, kısıtlamalara karşı alınabilecek önlemlerin, üretimdeki değişimlerin ve hükümet müdahalelerinin şokların kalıcılığını artırabileceğini belirtti.
Karahan, "Artık ara sıra arz sıkıntısı yaşayan bir dünyadan, genel anlamda entegre işleyen mekanizmalardan ziyade merkez bankalarının daha büyük ve daha uzun soluklu şoklarla karşılaştığı bir döneme giriyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
"PARA POLİTİKASI ŞOKUN EKONOMİK ETKİSİNE BAKMALI"
Arz şokları karşısında merkez bankalarının ilk etkileri mekanik biçimde dengelemekten kaçınabileceğini belirten Karahan, şokların tekrarlanması ve daha kalıcı hale gelmesi durumunda daha uzun soluklu politika araçlarına ihtiyaç duyulabileceğini söyledi.
Karahan, uzun süren şokların enflasyon beklentilerini ve fiyatlama davranışlarını değiştirebileceğine dikkati çekerek, para politikası açısından şokun kendisinden ziyade oluşturduğu ekonomik etkilerin izlenmesi gerektiğini ifade etti.
Enflasyon beklentilerinin iyi çıpalanmış olması halinde merkez bankalarının ilk etkileri karşılamak için daha fazla manevra alanına sahip olacağını belirten Karahan, şokların ücret ve fiyatlar üzerinde kalıcı etkiler yaratması veya döviz kuru kanalıyla enflasyonu etkilemesi halinde ise bunlarla mücadele etmenin daha zor hale geleceğini kaydetti.
Karahan, jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatlarını artırdığı bir ortamda para politikasının daha sıkı uygulanmasının, enflasyon görünümünde daha uzun soluklu bir bozulma ihtimalini azaltabileceğini söyledi. Maliye ve para politikalarının birbirini tamamlayacak şekilde kullanılabileceğini belirten Karahan, mali araçlarla ilk fiyat etkilerinin, para politikasıyla ise tekrar eden şokların beklentiler ve fiyatlama davranışları üzerindeki etkilerinin sınırlandırılabileceğini ifade etti.
REZERV YÖNETİMİNDE "ERİŞİM" VURGUSU
Küresel ekonomik parçalanmanın ürün, enerji, teknoloji ve kritik girdilerin sınır ötesi hareketlerini etkilediğini belirten Karahan, bu sürecin uluslararası rezervlerin yapısına da yansıdığını söyledi.
Altının aynı anda emtia, finansal varlık ve rezerv niteliği taşıdığına işaret eden Karahan, merkez bankalarının altını yeniden değerlendirdiğini ancak bunun doların uluslararası para sistemindeki konumunun sona erdiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguladı.
Karahan, doların hâlâ baskın ve uzlaşı para birimi olduğunu, küresel döviz rezervlerinin önemli bölümünün dolardan oluştuğunu ve dolar piyasalarının likidite ve derinliğinin güçlü olduğunu belirtti. Buna karşın jeopolitik riskler, mali sıkıntılar ve piyasalara erişime ilişkin belirsizliklerin rezerv yöneticilerinin tercihlerini değiştirdiğini söyledi.
Merkez bankalarının altın talebinin yüksek olduğunu belirten Karahan, altının rezervlerdeki payının 2020'li yıllarda yüzde 11 seviyesinden yüzde 29'a yükseldiğini ifade etti.
Rezerv yönetiminde geleneksel olarak güvenlik, likidite ve getirinin dengelendiğini belirten Karahan, parçalanan küresel ekonomide bunlara "erişim" unsurunun da eklenmesi gerektiğini söyledi.
Karahan, stres dönemlerinde normal koşullardaki likiditenin her zaman kullanılabilir olmayabileceğine dikkati çekerek, rezervlerin çeşitlendirilmesi, detaylı planlama yapılması ve rezervlere rahat erişimin mümkün kılınması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'nin altının finansal sisteminde ve hanehalkı tasarruflarında uzun süredir önemli bir yere sahip olduğunu belirten Karahan, rezerv yönetimi açısından asıl önemli konunun yalnızca elde ne kadar varlık bulunduğu değil, stres senaryolarında bu varlıkların ne kadarının kullanılabileceği olduğunu ifade etti.
Karahan, dirençliliğin iyi zamanlarda değil, ilişkilerin bozulduğu ve şokların yaşandığı dönemlerde test edildiğini belirterek, fiyat ve finansal istikrar hedeflerinin yanı sıra ekonomik dirençliliğin de giderek daha kritik hale geldiğini söyledi.