Karar gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, Borsa İstanbul'da yaşanan ve on binlerce yatırımcıyı mağdur eden fon skandalının perde arkasını yazdı. Oğur, Alkin kardeşlerin rolünü 'Kırmızı Pazartesi' romanına benzetti.

İşte Yıldıray Oğur'un kaleme aldığı o yazının tamamı:

Peki, Santiago Nasar neden öldürüldü?

Özata Denizcilik Yalova’da orta büyüklükte bir tersane. Gemi bakım, onarım ve dönüşüm işleri yapıyorlar.

30 Haziran 2026 bilançosuna göre toplam varlıkları 7,8 milyar, özkaynakları 4,5 milyar lira.

Ama 5 Ağustos günü Borsa İstanbul ekranına baktığınızda Özata Denizcilik’in piyasa değeri 292 milyar lira görünüyordu.

Aynı gün Türkiye’nin en büyük otomotiv şirketlerinden Ford Otosan’ın piyasa değeri 282 milyar liraydı. Ereğli Demir Çelik’in ise 292 milyar lira.

Yani borsa ekranına göre Yalova’daki tersane Ford Otosan’dan daha değerliydi, Ereğli Demir Çelik kadar ediyordu.

Destek Finans ise adı piyasada adı ‘foreksçi’ olarak çıkmış bir işadamın faktöring şirketi.

Haziran sonunda yaklaşık 61 milyar lira aktif büyüklüğü, 15 milyar liraya yakın özkaynağı vardı.

Ama yine 5 Ağustos’ta borsadaki değeri 538 milyar liraya ulaşmıştı.

Aynı gün Koç Holding’in değeri 511 milyar, Tüpraş’ın değeri ise 576 milyar liraydı.

Yani borsa ekranı tek bir faktoring şirketine; otomotivden enerjiye, beyaz eşyadan bankacılığa Türkiye’nin en büyük şirketlerinde pay sahibi olan Koç Holding’in tamamından daha yüksek değer biçiyordu.

Peki nasıl oluyordu bu?

İşte Türkiye’nin yaşadığı fon skandalının en basit özeti bu sorunun cevabında.

Borsa İstanbul’a göre Ford Otosan, Ereğli Demir Çelik’ten daha değerli, Koç Holding’in yarısı kadar büyüklükte olan Yalovalı tersane şirketi Özata örneğinden anlamaya çalışalım.

Özata’nın yaklaşık 71 milyon hissesi var.

Ama bunların sadece bir bölümü fiili dolaşımda.

Diyelim ki bir şirketin 100 hissesi var ama bunların sadece 20’si borsada dolaşıyor.

Büyük bir fon bu 20 hissenin önemli bölümünü topluyor. Piyasada satılabilir hisse azaldıkça devam eden talep fiyatı yukarı taşıyor.

Son kalan birkaç hisse 100 liradan 200 liraya çıktığında yalnızca o birkaç hissenin değeri ikiye katlanmıyor. Şirketin 100 hissesinin tamamı artık son fiyat olan 200 liradan hesaplanıyor. Böylece görece sınırlı işlemler, şirketin kâğıt üzerindeki piyasa değerine milyarlarca lira ekleyebiliyor.

31 Ağustos’ta Tera Portföy’ün beş fonunun Özata’daki paylarının bir bölümünü sattığı KAP’a bildirildi. Satıştan önce bu beş fonun elindeki hisselerin Özata’nın fiili dolaşımdaki paylarının yüzde 95,92’sine denk geldiği ortaya çıktı.

Satıştan sonra bile oran yüzde 85,9’du.

Yani bir noktada borsada serbestçe dolaştığı kabul edilen Özata hisselerinin neredeyse tamamına denk gelen miktar yalnızca beş Tera fonunun portföyündeydi.

Fonun aldığı hisse yükseldikçe fonun elindeki hissenin hesaplanan değeri yükseliyor.

Fonun net aktif değeri artıyor.

Fon yüksek getiri göstermeye başlıyor.

Yüksek getiri yeni yatırımcı çekiyor.

Yeni para geliyor.

Fonun yeniden hisse alabilecek parası oluyor.

Hisse yeniden yükseliyor.

Ve ponzi çark dönmeye başlıyor.

Yukarı giderken bu makine mükemmel çalışıyor.

Ama küçük bir sorun var.

Ekranda 50 milyar lira görünen hisse pozisyonu 50 milyar lira nakit değil.

Bir gün yatırımcılar paralarını istemeye başlarsa fonun hisseleri satması gerekir. Ve elinizde fiili dolaşımın büyük kısmı varsa milyonlarca hisseyi ekrandaki son fiyattan satamazsınız.

Satış başlar, fiyat düşer. Fonun değeri düşer. Başka yatırımcılar korkup çıkmak ister.

Daha fazla satış gerekir. Yukarı giderken birbirini besleyen çark bu kez aşağı doğru dönmeye başlar.

Ve sistem patlar.

Yaşananları böyle özetleyebiliriz.

Peki, nasıl oldu da Yalovalı bir tersanenin Ford Otosan, Ereğli Demir Çelik kadar değerlendiğini, bir faktöring şirketinin da Koç Holding’den daha değerli hale geldiğini görenler aylarca bunu izlediler?

Bütün bunlar olurken devlet neredeydi?

İşte bu sorunun cevabını SPK dün, 18 Eylül’de yaptığı açıklamayla kendisi verdi.

Şu paragraf devletin olan biteni bir yıl önceden gördüğünü söylüyor:

“2025 yılı son çeyreğinde, yatırım fonları içerisinde, bilhassa serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları vasıtasıyla; belirli portföy yönetim şirketlerine (PYŞ) ait fonların, fiili dolaşım oranı düşük olan paylarda ekonomik gerçeklik ve şirket temel finansal büyüklükleri ile açıklanamayacak şekilde fiyat hareketlerine neden olduğu gözlemlenmiştir.”

Üstelik bunu sadece SPK da görmemişti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 4 Kasım 2025’te Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’nde açıkça uyarı da yapmıştı:

“Özellikle bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz. O alanda da bir düzenleme eksikliği olduğunu biliyoruz. Bu eksiklikleri gidereceğiz.”

Aynı gün dönemin SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül de fon yöneticilerinin uyarıldığını açıkladı:

“Fon yöneticilerini uyardık ama anladık ki artık bu uyarımızı dinlemeyenlere ceza vermenin zamanı gelmiştir.”

Gönül, fonların kötüye kullanılmasına karşı yaptırımların lisans iptaline kadar gidebileceğini de söylemişti.

SPK’nın 18 Eylül açıklaması daha sonra yapılanları da tek tek sıralıyor:

2 Aralık 2025: Konu Şimşek başkanlığındaki Finansal İstikrar Komitesi’ne geldi

“Hazine ve Maliye Bakanımız Sayın Mehmet ŞİMŞEK başkanlığında toplanan 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi’nde (FİK), anılan hususlar gündem konusu yapılmış ve SPK tarafından alınabilecek makroihtiyati tedbirler hususunda tavsiye kararı verilmiştir.”

3 Aralık 2025: SPK çalışma grubu kurdu

“Anılan FİK kararı sonrası, 3 Aralık 2025 tarihinde, Kurulumuz bünyesinde Çalışma Grubu oluşturularak, çalışmalara başlanmıştır.”

15 Aralık’ta Borsa İstanbul ve Takasbank’tan görüş istendi. 18 Aralık’ta ise nitelikli yatırımcı olmak için aranan finansal varlık tutarı 1 milyon TL’den 10 milyon TL’ye yükseltildi.

5 Aralık 2025: Gönül: “Yakın dönemde bazı düzenlemeleri hayata geçireceğiz”

Dönemin SPK Başkanı Gönül, Portfö

Yorumlar 0 Yorum Var
'de daha fazlasını keşfet
Fragmanlar Dünya Sağlık Spor Yemek