Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Hollanda ve İzlanda'nın, 1948 tarihli Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nin (Soykırım Sözleşmesi) ihlali gerekçesiyle Güney Afrika'nın İsrail'e karşı açtığı davaya müdahil olmak için bildirimde bulunduğunu duyurdu.
Holokost’tan kurtulan bir aileden gelen, dünyanın önde gelen uluslararası ceza hukuku ve soykırım çalışmaları uzmanlarından Prof. William Schabas, Katar merkezli El Cezire televizyonuna yaptığı açıklamada, Hollanda ve İzlanda'nın Uluslararası Adalet Divanındaki (UAD) soykırım davasına müdahil olmasının Güney Afrika'nın pozisyonunu önemli ölçüde güçlendireceğini belirtti. Schabas, davanın İsrail aleyhine sonuçlanmasının ülke için "yıkıcı" olacağını ifade etti.
Hollanda ve İzlanda'nın davaya katılımının önemli olup olmadığı yönündeki soruya yanıt veren Schabas, bu durumun kayda değer olduğunu vurguladı. Schabas, "Evet, öyle. Sanırım bunlar davaya müdahil olan 17. ve 18. devletler. Biri hariç hepsi, Güney Afrika'nın davasını desteklemek için etkili bir şekilde müdahil oldu." diye konuştu.
"HOLLANDA'NIN MÜDAHALESİ ÇOK ÖNEMLİ"
Hollanda'nın müdahalesinin en önemli yönlerinden birinin, daha önceki bir davadaki tutumlarına dayanması olduğunu anlatan Schabas, şunları kaydetti:
"Onlar (Hollanda), Gambiya ve Myanmar arasındaki bir başka soykırım davasında yaptıkları daha önceki bir müdahaleye atıfta bulunuyorlar. Bu, Kanada, Almanya, Fransa, İngiltere ve Danimarka ile birlikte imzaladıkları bir müdahaleydi. Dolayısıyla bu pozisyonu Güney Afrika davasındaki tartışmaya taşıyorlar. Bu, davayı çok güçlendirecek ve bence müzakereler üzerinde güçlü bir etkiye sahip olacak."
"SOYKIRIM NİYETİNİ KANITLAMA MESELESİ"
Davada zorla yerinden etme, aç bırakma gibi eylemlerin soyırım suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin tartışmaların temelinde "soykırım niyetini" kanıtlama zorunluluğu bulunduğunun altını çizen Schabas, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"Tüm bu konular nihayetinde soykırım niyetini kanıtlama meselesiyle ilgilidir. Çünkü soykırım, aynı zamanda savaş suçu, insanlığa karşı suç veya insan hakları ihlali olan bir dizi zulümden oluşur. Ancak bunları soyırım tanımının alanına sokmak için, bir grubu fiziksel olarak yok etme niyetiyle işlendiğini kanıtlamanız gerekir."
Mahkemenin geçmişte bu konuda "oldukça katı" bir yorum benimsediğini hatırlatan Schabas, Hollanda ve İzlanda gibi birçok devletin artık daha farklı bir yaklaşım talep ettiğini belirtti. Schabas, "Devletlerin savunduğu şey, Soykırım Sözleşmesi'ni daha etkili bir araç haline getirmek için soyırıma daha cömert ve liberal bir yaklaşımdır." ifadelerini kullandı.
"BU DEĞİŞİMİN ZAMANI GELDİ"
Bu yeni yaklaşıma katıldığını vurgulayan Schabas, "Bununla hemfikirim. Bu değişimin ve bu evrimin zamanının geldiğini düşünüyorum." dedi.
Soykırım Sözleşmesi'nin 1940'larda kabul edilmiş tarihi bir belge olduğunu ve dilinin bir kısmının "biraz arkaik" kaldığını söyleyen Schabas, "Ancak pek çok devlet, bugün uluslararası hukukun uygulanması için etkili bir araç olmasını istiyor. Uluslararası Adalet Divanı'nın bu yaklaşıma katılacağını umuyorum." diye ekledi.
"İSRAİL İÇİN YIKICI OLACAK"
Mahkemenin İsrail'i Soykırım Sözleşmesi'ni ihlal etmekten suçlu bulması halinde ne gibi pratik sonuçlar doğuracağı sorusuna Schabas, tazminat gibi kararların çıkabileceğini ancak asıl sorunun "kararın uygulanması" olacağını söyledi.
Divanın kararlarını uygulayacak donanıma sahip olmadığını, bu görevin Birleşmiş Milletler gibi diğer kurumlara düştüğünü belirten Schabas, kararın asıl etkisine şu sözlerle dikkat çekti:
"Eğer İsrail soyırımdan sorumlu bulunursa, bunun diğer ülkelerle ilişkileri açısından büyük sonuçları olacaktır. Bu, İsrail için yıkıcı olacak."