Küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bu kritik dönemde, gözler 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi'ne çevrildi. Bölgedeki bu tarihi gelişmeleri ve Türkiye'nin artan stratejik önemini, Eski Lübnan Milletvekili Dr. Basem Al-Shab, Lübnan kanalı Al Jadeed TV'de gazeteci Samar Abu Khalil'in sunduğu Al-Hadath programında değerlendirdi.
"TÜRKİYE ORTA DOĞU'DA GÜÇLÜ BİR NÜFUZ KAPISI"
ABD'nin İran ile 47 yıldır süren bir çatışma hali içinde olduğunu ancak Türkiye ile ilişkilerinin her zaman iyi bir zeminde ilerlediğini belirten Dr. Basem Al-Shab, "ABD Başkanı Donald Trump ile Cumhurbşkanı Erdoğan arasındaki ilişkiler, Trump ile Netanyahu arasındaki ilişkilerden çok daha iyi. ABD, İsrail'i bir sorun kaynağı olarak görürken, Türkiye'yi Orta Doğu'da güçlü bir nüfuz kapısı olarak değerlendiriyor." dedi.
Türk-Amerikan ilişkilerinin İsrail'in tutumlarından etkilenmeyecek kadar sağlam bir temele dayandığını anlatan Al-Shab, "Türkiye, NATO'nun çok önemli bir parçasıdır ve Türkiye'ye yönelik herhangi bir saldırı doğrudan ittifakı ilgilendirir." ifadelerini kullandı.
Programın sunucusu Samar Abu Khalil'in, Trump'ın geçmişte NATO'ya yönelik eleştirilerini ve Türkiye'nin ittifak içinde zaman zaman yalnız bırakıldığı yönündeki tartışmaları hatırlatması üzerine Al-Shab, Türkiye'nin eşsiz konumuna dikkat çekti.
"İSLAM DÜNYASININ EN GÜÇLÜ ÜLKESİ TÜRKİYE'DİR"
Türkiye'nin nükleer bir güce sahip olmamasına rağmen bölgesel ve küresel çapta muazzam bir etki alanı yarattığını vurgulayan Al-Shab, "Bugün İslam dünyasındaki en güçlü ülke Türkiye'dir. Avrupa'daki ve NATO'daki tek Müslüman ülke konumundadır ve bölgede çok büyük bir nüfuza sahiptir. Neden Türkiye ile dostluk kurmayalım?" diye konuştu.
ABD ile Türkiye arasındaki müttefiklik bağlarının Birinci Dünya Savaşı öncesine kadar uzandığına işaret eden Al-Shab, şunları kaydetti:
"Türk-Amerikan dostluğu Birinci Dünya Savaşı yıllarına dayanır. Türkiye o dönemde Almanya ile birlikte savaştı ancak ABD, Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'ye savaş ilan etmedi. İki ülke arasında Birinci Dünya Savaşı'nın öncesine dayanan çok güçlü ve köklü bir ilişki var."
"LÜBNAN, TÜRKİYE'NİN YENİ GÜCÜNÜ GÖREMEDİ"
Programda Suriye'deki yeni döneme ve bölgesel yansımalarına da değinildi. Özgür Suriye'nin yeni yapısı, Dışişleri Bakanı'nın Lübnan ziyareti ve Meclis Başkanı Nabih Berri ile yapılan görüşmelerin masaya yatırıldığı bölümde Al-Shab, Lübnan iç siyasetinin bölgesel değişimleri okumakta geç kaldığını savundu.
İran ve Türkiye ilişkilerindeki değişimin Lübnan'a yansımalarının siyasi partiler tarafından öngörülemediğini belirten Al-Shab, "Suriye'deki yeni rejimin ayakta kalamayacağını düşünen bir kesim vardı. Başka bir kesim ise Lübnan'daki Suriyeli sığınmacılar nedeniyle endişeliydi. Bu nedenle Lübnan, Suriye ile ilişkilerini düzeltmekte gecikti." dedi.
Lübnan devletinin Türkiye ile ilişkilerde stratejik hatalar yaptığını anlatan Al-Shab, "Lübnan devleti, yeni bir güç olarak Türkiye ile ilişki kurmayı gerekli görmedi. Kıbrıs ile aramızda denizde yapılan ve Türkleri öfkelendiren bir anlaşma oldu. Bu durum, Lübnan ile Suriye arasındaki sınırların çizilmesini de bir ölçüde engelledi." ifadelerini kullandı.