Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair 7595 sayılı Kanun’la bağlantılı tartışılan konuları AA Analiz için kaleme aldı.
YENİ ANAYASA İÇİN 'REFERANDUM' MESAJI
Mehmet Uçum, AA Analiz için kaleme aldığı yazıda 7595 sayılı Kanun ve yeni anayasa tartışmalarına ilişkin kritik değerlendirmelerde bulundu. Uçum, yeni anayasanın Meclis’te 400 veya daha fazla oyla kabul edilse dahi halk onayına sunulmasının şart olduğunu vurguladı.
İşte Mehmet Uçum'un kaleme aldığı o dikkat çeken yazı;
1. ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURU İHTİMALİ VE ANAYASAYA UYGUNLUK AÇISINDAN KANUN'UN DEĞERLENDİRİLMESİ
7595 sayılı Kanun’a ilişkin teklif ve kabuldeki partilerin ve milletvekillerinin desteği gözetildiğinde yani 367 milletvekilinin teklifi 467 milletvekilinin kabulü dikkate alındığında Kanun’un soyut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine (AYM) götürülme ihtimali düşüktür. Anayasa’ya göre AYM’ye Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) en çok üyesi olan ilk iki parti ile TBMM üye sayısının beşte biri olan 120 milletvekili başvurabilir. Birinci parti AK Parti’nin AYM’ye gitmeyeceği açıktır. Şu anda ikinci parti olan Yeni Parti’nin de genel başkan ve yönetim seviyesinde süreci desteklediği açıklandığı için Yeni Parti’nin de AYM’ye başvurusu beklenmez.
Geriye 120 milletvekiliyle başvuru ihtimali kalıyor. Kanun'a "hayır" oyu veren milletvekili sayısının 87 olduğu ve bunların 56’sının reaksiyoner oy olduğu dikkate alındığında 120 milletvekiliyle AYM’ye başvuru ihtimali de hemen hemen yok gibidir. Soyut norm denetimi açısından son gün 17 Ekim 2026 tarihidir. Buna mukabil somut norm denetimi yoluyla AYM’ye başvuru ihtimali her zaman gündemde olur. Ancak hem somut norm denetimi başvurusunun belirsiz bir zamana tabi olması hem de sonuç alma açısından düşük bir ihtimal barındırması sebebiyle olası bu tip başvurulardan süreci etkileyecek sonuçlar çıkmayacağı rahatlıkla öngörülebilir.
Konu AYM önüne gelirse AYM’nin geçmiş içtihadına bakıldığında Kanun’da Anayasa’ya aykırılık tartışması oluşturacak bir hüküm olmadığı savunulabilir. Asıl konu eşitlik ilkesidir. Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesinin, herkesin her yönden aynı kurallara tabi tutulacağı mutlak bir eşitlik anlamına gelmediği AYM kararlarında istikrarla vurgulanmıştır. AYM kararlarında, hukuksal eşitliğe vurgu yapılarak aynı hukuksal konumda bulunan kişilere aynı kuralların uygulanmasını, farklı durumda olanlara ise farklı kuralların uygulanmasının mümkün olduğu belirtilmektedir. Öte yandan, dil, ırk, renk, cinsiyet, din nedenleriyle ayrım yapılması kesin olarak yasaklanmakla birlikte; kamu yararı, durumun getirdiği zorunluluklar ve nesnel veya makul sebeplerin varlığı halinde farklı düzenlemeler getirilmesinin eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağı yönünde içtihat da bulunmaktadır.
Kanun koyucunun, suç ve ceza politikaları ile infaz rejimini belirleme hususunda geniş takdir yetkisi bulunduğu AYM kararlarında yer almaktadır. Geçmişte terör suçlarının toplum açısından taşıdığı ağır tehlike ve kamu düzeni gerekçesiyle, cezalarda ertelemeye gidilmemesi veya paraya çevrilmemesi gibi ayrık düzenlemeler "haklı bir nedene" dayandığı için eşitliğe aykırı görülmemiştir.
Kanun'un diğer terör örgütleri açısından eşitlik sorunu yaratmamasının öncelikli sebebi, farklı durumda olanlara farklı kuralların uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırı olmamasıdır.
Ayrıca Kanun’un genel amacı olan sistematik terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesine yönelik özel düzenlemeler yapılması üstün yarar ilkesinin de bir gereğidir. Öte yandan Kanun kapsamına alınanlar ile kapsam dışı bırakılanların belirlenmesi AYM'nin kararlarında da vurgulandığı üzere kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu çerçevede kanun koyucunun belli durumlarda özel kanun yapma yetkisi de tartışmasızdır. Bu konuda Kanun’un hem tekil olay yasağına uygun düzenlendiği, hem de terörün kesin ve devamlı surette tasfiyesine ilişkin genel amaçla objektif gerekçe şartını yerine getirdiği görülmektedir.
Toplumumuza oldukça ağır maliyetleri olan terörün sona erdirilmesine ilişkin haklı ve objektif bir nedene dayanan ve toplumsal barışın güçlendirilmesine hizmet eden Kanun’un Anayasa'nın hem lafzına hem de ruhuna bir aykırılık teşkil etmediği, bilakis devletin asli görevlerinden birini usulüne uygun olarak yerine getirmesinin tezahürü olduğu açıktır.