İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları sürerken, İsrail'in Riyad'a yardım teklif etmesi dikkat çekti. İRAM Başkanı Doç. Dr. Serhan Afacan, İsrail'in bu hamleyle Mekke Savunma İttifakı'nı hedef aldığını belirtti.

İran destekli Husiler tarafından Suudi Arabistan'daki 5 havalimanına son bir hafta içinde düzenlenen 10 saldırıda 20 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Uçuş trafiğinde ciddi aksamalara ve ağır hasara yol açan bu saldırıların gölgesinde, İsrail'in Suudi Arabistan'a yardım teklif ettiği iddiaları gündeme bomba gibi düştü. Ağustos ayında Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan tarihi Mekke Savunma İttifakı Anlaşması sonrası gelen bu teklifin perde arkasını, İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Doç. Dr. Serhan Afacan, Haber7 ekranlarında Yavuz Selvi'ye değerlendirdi.

"İSRAİL ORTA DOĞU'DA İSTİKRAR SAĞLAYAN GÜÇ OLDUĞUNU SÖYLÜYOR"

İsrail'in Husilerin saldırılarını fırsat bilerek kendine alan açmaya çalışmasını iki temel nedene bağlayan Doç. Dr. Serhan Afacan, "Bunlardan bir tanesi elbette İsrail'in kendine Orta Doğu'da biçtiği rol, ikincisi de içinde bulunduğumuz konjonktür." dedi. 7 Ekim öncesinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler kürsüsünden yaptığı konuşmayı hatırlatan Afacan, "Netanyahu skandal bir konuşma yapmıştı ve konuşmada Orta Doğu'da yeni bir düzenden bahsetmişti. Bir tür İsrail'in istikrarı sağlayacağı, tırnak içinde bir Orta Doğu düzenini orada anlatmaya çalışmıştı. Dolayısıyla İsrail Orta Doğu'da istikrar sağlayan güç olduğunu söylüyor, bu iddiayı taşıyor." ifadelerini kullandı.

Tel Aviv yönetiminin İran'la olan mücadelesini hep bu zemine oturttuğuna dikkat çeken Afacan, şunları kaydetti: "İran'ı istikrarsızlaştırıcı, terör ihraç eden bir ülke olarak konumlandırıyor ve bölgede hemen hemen saldırdığı bütün alanları da bununla ilişkilendiriyor. Zaten Hizbullah'la olan mesele böyle, Hamas'ı da biliyorsunuz böyle bağlantılandırdı. Bütün bu konuları İran'la bağlantılandırarak bu tehditleri bertaraf edecek kapasiteye sahip, iradeye sahip devlet olarak kendini lanse ediyor. Tabii ki gerçekte İsrail'in bunun arkasında kendi güvenliğini tesis etme ve bölgedeki istikrarsızlık alanlarını derinleştirme arayışı içinde olduğunu biz biliyoruz, görüyoruz da. Ama İsrail kendini böyle konumlandırıyor."

"HUSİLERİ DE ORTADAN KALDIRACAK GÜÇ BENDE VAR MANTIĞI"

İsrail'in Husilere yönelik tutumunu da aynı stratejinin bir parçası olarak değerlendiren Afacan, "Nasıl ki İran tehdidine karşı tırnak içinde ben mücadele ettiysem, savaştıysam, İran'a saldırma cesareti gösterdiysem, Husiler de bir istikrarsızlık unsuru ki İsrail'i ne kadar tehdit ettiğini biliyoruz Husilerin, dolayısıyla Husileri de ortadan kaldıracak güç bende var, organizasyon kabiliyeti de bende var, bir koalisyonu arkamdan sürükleyebilirim mantığı... Bu nedenle buna soyunuyor. Dolayısıyla genel anlamda kendine biçtiği rolle ilgili." diye konuştu.

"SUUDİ ARABİSTAN'LA İLİŞKİLERİ İSTEDİĞİ NOKTAYA GETİRMEDEN AMACINA ULAŞMASI MÜMKÜN DEĞİL"

Meselenin konjonktürel boyutuna da değinen İRAM Başkanı Afacan, İsrail'in Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Somaliland gibi ülkelerle kurduğu ilişkilere atıfta bulunarak, "İsrail bu ilişkileri belli bir yere taşımaya çalışıyor ancak Orta Doğu'da, özellikle Körfez'de Suudi Arabistan'la ilişkileri istediği noktaya getirmeden İsrail'in amacına ulaşması mümkün değil. Yani bölgesel anlamda diplomatik ilişkileri güçlendirme, bölgesel anlamda kendi varlığını güvene alma hedefine ulaşması mümkün değil." dedi. 2020'den itibaren Abraham Anlaşmaları süreciyle Suudi Arabistan'ın da bu denkleme dahil edilmeye çalışıldığını anlatan Afacan, "Amerika Birleşik Devletleri'nin de Suudilere çok bu konuda baskı yaptığı bilindiği gibi. Hatta hatırlayalım Muhammed bin Selman'ın en son ziyaretinde Oval Ofis'te tekrar bu gündeme geldi. O çok güzel bence savuşturdu bunu, dedi ki: '67 sınırlarına İsrail dönsün, dolayısıyla biz o durumda İsrail'le ilişki kurmayı düşünebiliriz tabii' dedi. Şimdi dolayısıyla Suudi Arabistan'a yakınlaşmanın bir yolu olarak bunu görüyor." ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE'DEN YARDIM GELECEĞİNİ DÜŞÜNDÜN AMA BEN ÇOK DAHA HAZIRIM MESAJI"

Yemen'de devam eden krizin doğrudan Suudi Arabistan'ın güvenliğini tehdit ettiğini vurgulayan Afacan, petrol boru hatlarının, havalimanlarının ve sivil alanların zarar gördüğünü hatırlattı. İsrail'in bu durumu bir fırsata çevirmek istediğini belirten Afacan, çarpıcı açıklamalarda bulunarak, "İsrail bu defa bunun üzerinden Suudi Arabistan'a, 'Bak hani ben senin güvenlik kaygılarını paylaşıyorum, sen Mekke Anlaşması'nı imzaladın, işte Pakistan'dan, Türkiye'den yardım geleceğini düşündün ama onlar bu anlamda bir harekete geçemezler, ben çok daha hazırım, dolayısıyla senin güvenliğini temin edebilirim' mesajı vermeye dönük. Bu da İsrail'in konjonktürü kendi lehine kullanma arayışının bir sonucu diyebiliriz bence." dedi.

"SUUDİLERİN BÖYLE BİR ŞEYE AÇIKTAN YANAŞMASI ÇOK MÜMKÜN DEĞİL"

Haber7 sunucusu Yavuz Selvi'nin, İsrail'in bu hamlesinin Mekke Savunma İttifakı'nı sınama amacı taşıyıp taşımadığı ve Suudi Arabistan'ın olumlu bir cevap verip vermeyeceği yönündeki sorusunu cevaplayan Afacan, "Bir kere Suudilerin böyle bir şeye açıktan yanaşması çok mümkün değil. Yarın böyle bir şey duyarsak benim için büyük sürpriz olur." diye konuştu. Suudi Arabistan'ın oldukça olgun bir mantıkla yönetildiğine dikkat çeken Afacan, "Suudi Arabistan çok teenniyle hareket eden, belli bir akılla hareket eden bir ülke. İran savaşı döneminde de bunu gördük, Arap Baharı döneminde de gördük, başka süreçlerde de bunu gördük. Dolayısıyla Suudiler zaten bunun olumsuz sonuçlarının farkındalar ve sizin de aktardığınız gibi Suudilerin buna yanaşmadığı yönünde haberler de var şu an için ki ben de öyle olduğunu tahmin ediyorum şahsen." ifadelerini kullandı.

"TÜRKİYE DE PAKİSTAN DA BUNUN BİR SINAMA DEĞİL, DEVAM EDEN BİR KRİZ OLDUĞUNU BİLİYORLAR"

Mekke Savunma İttifakı'nın bir sınama ile karşı karşıya olduğu iddialarına da açıklık getiren Afacan, şunları kaydetti: "Aslında bu bir sınama değil. Yani Türkiye de Pakistan da bunun bir sınama değil, zaten devam eden bir kriz olduğunu biliyorlar. Yani şöyle olmadı: Bu 7 Ağustos'ta bu anlaşma imzalandı ve 8 Ağustos'ta birden Yemen'de kriz patlak vermedi. Zaten bu kriz var, kabaca 2014'ten itibaren var. 2022'de dondurulmuştu ama orada devam eden bir kriz ortamı var. Dolayısıyla bu üç devlet o krizi hesaba katarak bu anlaşmayı yaptılar, birbirlerine savunma taahhüdünde bulundular. Bu da demek oluyor ki bunların bir planı var ve bunun üzerine çalışıyorlar, Türkiye'nin de çalıştığını biliyoruz."

"TÜRKİYE, SUUDİ ARABİSTAN VE PAKİSTAN ARASINDAKİ TRAFİK NATO'DAN DAHA HIZLI İŞLİYOR"

Kolektif savunma kavramının devletlerin imzalayabileceği en ileri anlaşmalardan biri olduğunu anlatan Afacan, "Bir başka devletin güvenliğini deruhte etmek ya da bu konuda taahhütte bulunmak çok ileri düzey bir anlaşma. Türkiye'nin NATO üzerinden 1952'den bu yana girdiği bir taahhüt var malum. Azerbaycan'la ikili bir taahhüt var. Dolayısıyla bu, üzerinde çok iyi düşünülmüş olan bir anlaşma bence." dedi. Kolektif savunmanın, bir devlet tehdit altındayken diğerlerinin anında topuyla tüfeğiyle koşacağı anlamına gelmediğini belirten Afacan, "Zaten NATO'da da malum bu 5. madde ki Dışişleri Bakanımız buna işaret etmişti anlaşma imzalandığında, yani NATO'nun 5. maddesidir bu fiilen demişti pratikte. Dolayısıyla bu süreçler o kadar hızlı ilerlemiyor. Hatta benim gördüğüm kadarıyla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki bu trafik, Husi krizinden kaynaklı trafik, normalde NATO'nun içinde örneğin işleyebileceğinden daha hızlı işliyor. Çünkü NATO'nun çok fazla üyesi var, burada üç üye var. Kesinlikle adım atılacaktır, anlaşılıyor. Bunun mahiyeti tabii ki şu an itibarıyla bilinmiyor." değerlendirmesinde bulundu.

"İRAN BU ANLAŞMADAN RAHATSIZ OLAN TARAFTI"

İsrail'in hamlesinin propaganda tarafına da dikkat çeken Afacan, bölgedeki rahatsızlıkları şu sözlerle dile getirdi: "Açık konuşalım, İran bu anlaşmadan rahatsız olan taraftı, bu bilinen bir şey. Yani bunu İran'ın aksi yönde resmi açıklamalarına rağmen aksini düşünmek bence abes olur. İsrail zaten bunu istemiyordu. Biraz da hani Suudi Arabistan'a 'senin güvenliğin bende' diyerek bu anlaşmanın da altını boşaltmaya çalışıyor. Ancak bu üç devlet bu anlaşmayı imzaladıkları noktada bölgedeki krizlerin farkındaydılar. Husi, Yemen krizi bunlardan bir tanesiydi. Olgun bir şekilde ele aldıklarını düşünüyorum." 

İmzacı devletlerin somut bir hareket yapmak zorunda olduklarını vurgulayan Afacan, "Ortak bir operasyonu kastetmiyorum burada, bir şekilde kolektif bir eylem biçimine girmek zorundalar. Bu krizi çözmeye dönük bir şey de olabilir, Husilerin ilerleyişini durdurmaya yönelik bir şey de olabilir. Ama ben imzacı devletler arasında bu yönde herhangi bir tedirginlik, herhangi bir telaş halinin hakim olduğunu gözlemlemiyorum şahsen." dedi.

Yorumlar 0 Yorum Var
'de daha fazlasını keşfet
Fragmanlar Dünya Sağlık Spor Yemek