Yunan Amerikan Liderlik Konseyi (HALC), Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatına ilişkin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’ya bir mektup gönderdi. Mektupta, ABD yönetiminin tarafları müzakereye çağıran yaklaşımı eleştirilerek Washington’dan Yunanistan’ın tezlerini destekleyen daha net bir tutum benimsemesi istendi.
Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisinin 20 Ekim’de mutabakatı onaylamasının ardından ABD Dışişleri Bakanlığının tarafları müzakereye çağırdığı belirtildi. HALC, Washington’un Türkiye ve Yunanistan’ı diyaloğa teşvik eden yaklaşımının Ankara ve Trablus tarafından mutabakatın zımnen kabulü şeklinde yorumlanabileceğini öne sürdü.
Mektupta, Chevron ve ExxonMobil gibi Amerikan enerji şirketlerinin Girit çevresindeki arama faaliyetlerine dikkat çekildi. HALC, deniz sınırlarına ilişkin anlaşmazlıkların bölgedeki enerji yatırımlarını olumsuz etkileyebileceğini savundu.
Konsey, Türkiye ile Libya arasındaki mutabakatın deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin belirsizlik yarattığını ileri sürerek, bu durumun Amerikan şirketlerinin derin deniz aramalarına yatırım yapmasını zorlaştırabileceğini iddia etti.
Mektupta, Girit’te bulunan Suda Körfezi’ndeki ABD donanma destek tesisi de gündeme getirildi. HALC, adanın çevresindeki deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlıkların ABD’nin savunma çıkarları açısından güvenlik riskleri doğurabileceğini öne sürdü.
Yunan lobisi, Rubio’dan Avrupa Birliği ile ortak bir tutum geliştirmesini ve Yunanistan’ın deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini desteklemesini talep etti.
Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatı, Doğu Akdeniz’deki deniz sınırları ve enerji kaynaklarına ilişkin anlaşmazlıkların önemli başlıklarından biri olmayı sürdürüyor. Ankara, mutabakatı bölgedeki deniz yetki alanlarına ve kendi kıta sahanlığına ilişkin hakları çerçevesinde değerlendirirken, Yunanistan anlaşmaya itiraz ediyor.
HALC’nin Rubio’ya gönderdiği mektup, mutabakatla ilgili diplomatik tartışmaların ABD nezdinde de sürdüğünü gösteriyor. Tarafların deniz yetki alanlarına ilişkin iddiaları ve hukuki yorumları arasındaki görüş ayrılıkları ise bölgesel gündemdeki yerini koruyor.