14 Şubat 2024 tarihi Türkiye-Mısır ilişkileri anlamında önemli bir eşiği yaşatmıştı bizlere. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllar sonra Kahire'ye resmi ziyaret düzenlemişti.
Gerilim sürecini aşan Türkiye-Mısır ilişkilerinde bu ziyaret aslında normalleşme adımlarının tamamlandığını işaret ediyordu bizlere. Sisi'nin 4 Eylül'deki iadeyi ziyaretiyle de iki ülke arasında başlayan yeni dönemin ve kurulan bağın perçinlendiğine şahit olduk.
Bugünlerde sıklıkla dillendirilen "Uluslararası ilişkilerde küslük olmaz" söylemini Türkiye-Mısır, Türkiye-Körfez ülkeleri ya da Türkiye-Suriye bağlamında ele almak mümkün. Ama daha yakın bir örnek olarak Türkiye-Irak ilişkilerine göz atmakta fayda var.
Irak, geçmiş dönemde Türkiye'nin meşru güvenlik kaygılarını göz ardı etmiş; Irak topraklarından Türkiye'ye tehdit oluşturan PKK terör örgütünün faaliyetlerine uzun süre sessiz kalınmıştı.
Hatta Bağdat yönetimi buradaki gelişmeleri göz ardı etmekle de kalmamış, Türk Silahlı Kuvvetlerinin gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonları çarpıtma telaşına kapılmıştı. Uluslararası topluma yönelik, Türkiye'nin, egemenlik ihlali gerçekleştirdiği ve sivilleri hedef aldığı yönünde propaganda çalışmalarına imza atıldığını görmüştük.
Şimdi ise Bağdat yönetiminin 180 derece değiştiğini, Türkiye'nin terörle mücadelesini anladığını gösteren bir tutum sergilediğini, terörle mücadelede işbirliği sağladığını görüyoruz. Ve Türkiye-Irak ilişkileri bu anlamda, ekonomiyi canlandıracak Kalkına Yolu Projesi gibi hamlelerle de güçlendirilmiş durumda.
Irak, bu değişimi Türkiye sevgisine mi borçlu? Elbette hayır. Gelir kaynaklarında petrole olan bağımlılığı azaltıp, çeşitlendirme çabaları, terörden arındırılmış ve ticaretle öne çıkmış bir ülke hayalleriyle birleşince, ortaya bugün gördüğümüz manzara çıktı.
Şimdi Çarşamba günü gerçekleşen Sisi ziyaretine geri dönelim. Mısır ile Türkiye arasında bir zamandır süre gelen gerilim, bölgede yaşanan 7 Ekim ve devamındaki son hadiseler sonrası, fikir ayrılıklarında diretmek yerine işbirliği alanlarında ortak hareket etmenin daha önemli olduğuna ikna etti Mısır'ı.
Türkiye, bu konuda Mısır'dan daha erken bir farkındalık yaşadı ve bölgedeki gelişmeleri iyi okudu. Bölgesel barış için komşu ülkelerle diyalog geliştirilmesine yönelik peşi sıra hamleler yapıldı. Bu hamlelerin son halkası da Mısır ile normalleşme süreciydi.
Yunanistan, Türkiye ve Libya arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına Güney Kıbrıs ve Mısır ile yaptığı anlaşma ile karşılık vermişti. Türkiye ve Libya, deniz komşusu ülkeler.. Yani ana karaları karşılıklı..
Söz konusu durum, Türkiye ve Mısır arasında da geçerli. Bu iki ülkenin de deniz komşuluğu bulunuyor.
Ancak Türkiye ve Libya arasındaki anlaşmaya karşılık gerçekleştirilen Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi ile Mısır arasındaki anlaşmada böyle bir komşuluktan bahsetmek mümkün değil.
Rodos ve Girit adalarını komşuluk alameti varsayan Atina'nın aslında sadece yarımadaları bu şekilde gösterme hakkı var. Eğriboz da Mısır ile karşılıklı değil. Dolayısıyla taraflar arasında gerçekleşen anlaşmanın bir ayağı çukurda aslında.
Yunanistan'ın aksine Mısırla deniz komşusu olan Türkiye'nin, Mısırla yeni bir anlaşma gerçekleşmesi durumunda, Kahire, deniz sınırlarını da genişletmiş oluyor. Üstelik, bölgede hak aramak için yıllar sonra ortaya çıkabilecek olası bir usulsüzlük probleminin de önüne geçiliyor.
Yani, Doğu Akdeniz'deki zenginliğin paylaşımı anlamında Türkiye, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nden daha güvenilir bir ortak. Kahire de bu durumun farkında. Nitekim, Yunan basını, Ankara'daki ziyareti "Mısır bize ihanet eder mi?" endişesi ile takip etti.
Türkiye-Mısır yakınlaşmasının bir diğer önemli alanı Savunma.. Mısır, Batılı müttefiklerinden istediği silahları temin etmekte zorlanıyor bir süredir. Çünkü İsrail, Mısır'ın, askeri kapasitesinin gelişmesini istemiyor ve ortaklarına bu bağlamda hareket etmeleri yönünde baskı uyguluyor.
Bu engellemeye karşılık, Mısır özellikle İnsansız Hava Araçları teknolojisinde Türk Savunma Sanayii ürünlerine ilgili. Tam bu noktada Hürjetlerin de Mısır'da boy gösterdiğini söylemek gerek.
Gelelim Erdoğan ve Sisi görüşmesindeki en kritik başlıklardan biri olan Gazze Meselesine.. İsrail soykırıma karşı iki ülkenin de net bir tutum sergilemesi, diğer Arap ve İslam ülkelerinin alacağı tavır açısından cesaret verecek nitelikte.
Mısır, Gazze'ye sınırı olan tek ülke. Dolayısıyla Mısır'dan dünyaya açılan Refah, Gazze'nin atardamarı konumunda..
Bugünlerde Mısır ve Gazze'yi ayıran Selahaddin ya da Batılı kaynaklarca dillendirilen ismiyle Philadelphia koridorunda İsrail işgali devam ediyor. Netanyahu hükümeti, hem ateşkes sürecini baltalamak hem de Hamas'ı baskı altında tutmak için bu bölgeden çekilmeyeceğini söylüyor.
Oysa 1979 yılında Mısır ve İsrail arasında imzalanan Camp David anlaşmasına göre işgalci kuvvetlerin bölgeyi terk etmesi gerekiyor. Çünkü Mısır da bu bölgedeki İsrail varlığının orta ve uzun vadede kendisi için egemenlik tehdidi oluşturmasından endişe ediyor.
Türkiye ve Mısır arasındaki işbirliği ve bölge ülkelerinin sergileyeceği barıştan yana irade bu noktada İsrail'in dizginlenmesi açısından önemli bir baskı unsuru oluşturma potansiyeline sahip. Ayrıca Gazze ve Filistin bağlamında gerçekleşecek işbirliğiyle, Gazze'nin yeniden imarı, Filistinli yaralıların tedavisi ve sivillerin ihtiyaçlarının karşılanması noktasında yaraların sarılmasını hızlandırma sürecini güçlendirecektir.