ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve Tahran’ın misillemeleriyle büyüyen savaş, Irak’ı doğrudan çatışmanın merkezine çekti. Hem ABD/İsrail hattından hem de İran destekli unsurlardan gelen saldırıların kesişim noktasına dönüşen Irak, askeri açıdan fiilen ikinci cephe haline gelirken, stratejik olarak iki güç arasında yıpratma sahasına dönüştü. Siyasi düzlemde ise Bağdat yönetimi egemenlik ve güvenlik kontrolü konusunda ciddi bir sınavla karşı karşıya.

Anbar’da Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik saldırının ardından toplanan Irak Ulusal Güvenlik Konseyi, devletin savaş ve barış kararlarında tek otorite olduğunu vurgulayarak güvenlik güçlerine “meşru savunma ve misilleme” yetkisi verdi. Bu karar, Irak’ın doğrudan savaşa dahil olduğu anlamına gelmese de, tarafsızlık politikasından fiilen uzaklaştığının göstergesi olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Irak’ın artık sadece çatışma alanı değil, savaşın dinamiklerine etki eden aktif bir aktöre dönüştüğünü belirtiyor.

Bağdat yönetimi, bir yandan ABD ile güvenlik ilişkilerini korumaya çalışırken diğer yandan kendi sisteminin parçası olan milis güçlere yönelik saldırılara karşı tepki verme baskısı altında. Bu ikilem, ülkeyi hem Washington’a bağımlı hem de onunla gerilim yaşayan bir pozisyona sürüklüyor. Sürecin kontrol edilememesi halinde ise devlet dışı aktörlerin daha fazla alan kazanması ve Irak’taki çok başlı güvenlik yapısının derinleşmesi riski giderek artıyor.

Yorumlar 0 Yorum Var
'de daha fazlasını keşfet
Fragmanlar Dünya Sağlık Spor Yemek